Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, yalnızca bir insan hakları sorunu değil; aynı zamanda küresel ölçekte etkileri hissedilen ciddi bir halk sağlığı tehdidi. İstinye Üniversitesi Sağlık Yönetimi doktora programı mezunu Dr. Elif Akdemirel'in araştırması, bu eşitsizliğin yaşam süresini kısalttığını, anne ve çocuk ölümlerini artırdığını ve kuşaklar arası sağlık sorunlarını derinleştirdiğini ortaya koyuyor. Uzmanlara göre tablo net: Toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanmadan sağlıkta kalıcı iyileşme mümkün değil.
"Eşitsizlik öldürür"
Dr. Elif Akdemirel'in "Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliğinin Sağlık Sonuçları ile İlişkisi" başlıklı çalışması, eşitsizliğin yaygınlığı, sürekliliği ve önlenebilir sağlık sonuçlarına yol açması nedeniyle "görünmeyen, sessiz bir salgın" olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.
Araştırmaya göre kadınlar, cinsiyetleri nedeniyle maruz kaldıkları ayrımcılık sebebiyle sağlık hizmetlerine erişimde ciddi engellerle karşılaşıyor. Düşük eğitim ve gelir düzeyi, karar alma mekanizmalarından dışlanma ve ekonomik bağımsızlık eksikliği; istenmeyen gebelikler, anne ölümleri, cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve şiddet gibi riskleri artırıyor.
Birleşmiş Milletler verileri de tabloyu destekliyor: Dünya genelinde her beş kız çocuğundan biri 18 yaşından önce evlendiriliyor. Yaklaşık 230 milyon kız çocuğu ve kadın ise kadın sünnetine maruz kalmış durumda. Bu veriler, sorunun yalnızca düşük gelirli ülkelerle sınırlı olmadığını, küresel bir kriz niteliği taşıdığını gösteriyor.
Eşitsizlik erkekleri de etkiliyor
Toplumsal cinsiyet eşitsizliği yalnızca kadınların değil, erkeklerin sağlığını da olumsuz etkiliyor. Araştırmaya göre erkeklere yüklenen "riskli davranış" kalıpları; sigara, alkol ve madde kullanımını artırırken, sağlık hizmetlerine başvurmada isteksizlik erken ölümlere yol açabiliyor.
Bu durum, önlenebilir hastalıklar nedeniyle yaşam süresinin kısalmasına neden olurken, toplumsal cinsiyet rollerinin her iki cins için de sağlık üzerinde belirleyici olduğunu ortaya koyuyor.
Kuşaklar arası etki
Araştırmanın dikkat çeken bir diğer sonucu ise eşitsizliğin kuşaklar arası etkisi. Anne eğitiminin düşüklüğü ve sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan sorunlar; düşük doğum ağırlıklı bebeklerin dünyaya gelmesine ve bebek-çocuk ölümlerinin artmasına neden oluyor.
Dr. Akdemirel, çocuk ölümlerinin yalnızca yoksullukla değil; eğitim, sağlık ve gelir gibi temel kaynakların adaletsiz dağılımıyla doğrudan bağlantılı olduğunu belirtiyor. Bu durum, eşitsizliğin nesiller boyunca süren bir sağlık zinciri oluşturduğunu gösteriyor.
Ülkeler arası fark çarpıcı
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı'nın 2025 raporuna göre toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin en yüksek olduğu ülkeler arasında Yemen, Nijerya, Somali, Çad ve Afganistan yer alıyor. Bu ülkelerde anne ölüm oranları ve adölesan doğurganlık hızları oldukça yüksek.
Buna karşılık Danimarka ve Norveç gibi eşitlik konusunda iyi performans gösteren ülkelerde hem yaşam süresi daha uzun hem de anne ve çocuk ölümleri çok daha düşük seviyelerde. Bu karşılaştırma, toplumsal cinsiyet eşitliği ile sağlık göstergeleri arasındaki güçlü ilişkiyi gözler önüne seriyor.
Çözüm: Bütüncül politikalar
Uzmanlara göre çözüm yalnızca sağlık politikalarında değil. Dr. Akdemirel, kısa vadede anne ölümleri ve adölesan gebeliklerde azalma; uzun vadede ise kuşaklar arası sağlık eşitsizliklerinde iyileşme için eğitim, istihdam, sosyal güvence ve karar alma süreçlerinde eşitliği hedefleyen bütüncül politikaların hayata geçirilmesi gerektiğini vurguluyor.
Araştırmanın en çarpıcı bulgularından biri ise toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin doğumda beklenen yaşam süresini kısaltması. Bu sonuç, "eşitsizlik öldürür" ifadesinin bilimsel karşılığını ortaya koyarken, politika yapıcılara da açık bir mesaj veriyor: